On yıldan uzun bir süredir toplanan veriler incelendiğinde, Titan‘ın buz kabuğunun altında küresel bir okyanus ihtimali zayıflıyor. Yerine, yüzeyin altında yoğun sulu buz tabakaları, buzlu tüneller ve kayalık çekirdeğe yakın eriyen su cepleri gibi farklı yapıların mümkün olduğu öne sürülüyor. Büyük okyanus fikri, Titan’da yaşam ihtimalini artırdığına dair önceki varsayımları güçlendirse de, tasarımlar tekrar ele alındığında bu senaryo çelişkili çıktı.

NASA’nın yaklaşık iki decadde yakın yörüngesinde dolanan Cassini verileri üzerinden çalışan araştırmacılar, Titan’ı derin bir okyanusla modellediklerinde beklenen fiziksel özelliklerin ortaya çıkmadığını belirtti. Bunun yerine, şimdi daha soğuk, daha yoğun ve daha sulu olmayan bir buz yapısı dikkati çekiyor. Bu sonuçlar, Titan’ın iç dinamikleri hakkındaki eski düşünceleri değiştirme potansiyeline sahip ve Güneş Sistemindeki diğer buzlu uydular için de yeni yaklaşımlar sunuyor.
Washington Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Baptiste Journaux, Dünya üzerindeki açık bir okyanus yerine Arktik deniz buzuna benzer ya da yer altı su sistemlerine benzeyen bir iç yapının söz konusu olabileceğini ifade ediyor. Titan, yoğun ve puslu atmosferiyle bilinen, Dünya dışında yüzeyinde kalıcı sıvı bulunan tek gök cismi olarak öne çıkıyor; burada sıvı olarak saptanan maddenin su değil, metan olduğu kaydediliyor. Metan yağmur olarak yağıyor ve yüzeyde göller oluşturuyor.
Bir dönem uydu, Satürn’ün güçlü çekim kuvveti nedeniyle şekil değiştirmesiyle büyük bir yüzey okyanus ihtimalini bağdaştırırken, 2008’de bu değişimin ancak buz kabuğunun altında bir sıvı yapı varsa mümkün olabileceği yönünde görüşler öne sürülmüştü. Ancak yeni analizler, bu gibi değişimlerin tam olarak zamanında nasıl meydana geldiğini de sorgulamaya başladı. Titan’ın şekil değişimindeki belli gecikmenin, yaklaşık Satürn’ün en güçlü çekişinden sonra ~15 saatlik bir zaman farkı verdiği belirlendi. Bu gecikme, iç yapının nasıl enerji harcadığını anlamada kilit rol oynuyor ve daha yoğun, daha viskoz bir iç yapının bu tür hareketler için daha fazla enerji gerektirdiğini gösteriyor.
Petricca, “Titan’ın iç kısmında bu kadar büyük bir enerji kaybı beklenmiyordu. Bu bulgu, önceki analizlerden farklı bir iç yapıyı işaret ediyor” diye not ediyor. En iyi uyum sağlayan sulu buz modeli, küresel bir okyanus yerine az miktarda sıvı su içeren kalın bir sulu buz tabakasını öneriyor. Bu yapı, gözlenen gecikmeyi açıklayabildiği kadar Titan’ın esnekliğini de koruyabiliyor ve tatlı su ceplerinin olası yoğun dirençlerle saklandığı alanlarda sıcaklıkların 20 dereceye kadar yükselebileceğini ima ediyor. Bu yeni bulgular, NASA’nın 2028’de fırlatılması planlanan Dragonfly görevi için stratejileri de şekillendiriyor ve bilim insanları Titan’da yaşam izlerini nerede arayacakları konusunda yeni yönergeler geliştiriyorlar.










