Güneş Sistemi’nin sınırlarına ulaşan Voyager 1 ve Voyager 2, insanlık tarihinde en uzak elçiler olarak anılırlar. Bu iki araç, sıcaklık yerine enerji yoğunluğunu işaret eden bir bölgede ilerlerken, bilim insanları bu alanı ateş gibi bir duvar olarak değil, enerjinin kendisiyle ilgili değişkenlik olarak tanımlıyorlar.
İncelenen bu bölgede görülen 30 bin ila 50 bin Kelvin aralığındaki değerler sıcaklık olarak düşünülse de, uzayda bu rakamlar ısı transferinin olmadığını da gösterir. Burada proton ve elektronların hareketlerinin enerjileri ölçülür; parçacıklar arasındaki çarpışmaların nadir olması ise ısı transferinin gerçekleşmesini engeller.
Heliopause olarak adlandırılan sınır, güneş rüzgarları ile yıldızlararası kozmik rüzgarların dengelendiği noktadır. Voyagerlar bu dengeye yaklaştıkça, Güneş’in manyetik nefesinin sonlandığına işaret eden bir geçiş yaşarlar. Raporlar, bu bölgenin aslında ateşten değil, enerjiden oluşan bir yapı olduğuna vurgu yapar ve sıcaklık kavramının her zaman ısı ile aynı olmadığını ortaya koyar.
Bu keşif, uzayın ne kadar şaşırtıcı ve yabancı bir ortam olduğunu gösterir. Sinyal göndermeye devam eden Voyager 1 ve Voyager 2, artık Dünya’dan yaklaşık 20 milyar kilometre ötede yer alıyorlar; Güneş Sistemi’nin ötesinde bile insanlığın merak duygusu ve kozmosa olan ilgisi sürüyor.










